Uranüs
Alm. Uranus (m), Fr. Uranus (f), İng. Uranus. Güneş sistemini meydana getiren gezegenlerden biri. Güneş sisteminin üçüncü büyük gezegenidir. Güneş merkez alınarak yapılan sıralamada Satürn’le Neptün arasında, yedinci gezegen olarak yer alır.Astronomide 0 veya H sembolleriyle ifâde edilir.
Ancak çok iyi hava şartlarında görülebilmesi yüzünden Uranüs’ün keşfi 18. asra kadar mümkün olmamıştır. 13 Mart 1781’de disk teleskobunun kâşifi Sir William Herschel ilk önce kuyruklu yıldız zannettiği Uranüs’ün varlığını fark etti. Gözlemlerine devam eden Herschel cismin kuyruğu olmadığını bir ay kadar sonra anladı. Daha sonra cismin hareketinin orbital (belli bir yörünge üzerinde) olduğunun tespit edilmesiyle bu cismin bir gezegen olduğu katiyet kazandı.
Herschel’den dört ay kadar sonra A.J. Lexell de bu yeni gezegeni tespit etti ve Güneş’e uzaklığını 19 astronomi birimi olarak hesapladı. Herschel’in, zamânın İngiltere kralı Üçüncü George’un hatırasına “Georgium Sidus” diye adlandırdığı gezegene halk arasında daha çok “The Georgian” denildi. Uranüs ismiyse daha sonra J. E. Boder tarafından kullanıldı ve bütün dünyâda benimsendi. Gezegen hakkında son gelişme Mart 1977’de gerçekleşti. NASA bu târihte yaptığı bir açıklamada gezegenin etrâfında Satürn’ün etrâfında olduğu gibi halkalar mevcut olduğunu bildirdi.
Yapılan ilk tespitler halkaların gezegen ekvatorundan 18.000-26.000 km yükseklikte ve 10-97 km genişliğinde yerleşmiş bulunduğunu ortaya çıkardı. ABD ve SSCB’nin Uranüs yakınından geçen insansız uzay araçlarının verdiği bilgilerle de halkaların en büyüğünün çapı 1,5 km’yi geçmeyen kaya parçalarından müteşekkil olduğu anlaşıldı.
Uranüs, büyük bir teleskopla incelendiğinde 10 cm çaplı, mavimsi-yeşil bir dâire olarak görülür. Gezegenin merkezinde (ekvatorunda) enlemesine geniş bir yarık vardır. Bu yarık gezegenin hemen hemen tamamını sarar. Vâdi oldukları zannedilen enlemesine birkaç karanlık yarık daha görülür. Ancak boyuna hiçbir işâret yoktur. Bu sebeple gezegenin kendi etrafında dönüş müddeti uzun süre tespit edilememiş, bu ancak Doppler prensibinden faydalanılarak bulunabilmiştir. Ancak bu konuda tam bir birlik yoktur. Çeşitli gözlemlerden değişik neticeler alınmıştır. Gezegen üzerinde bulunan karanlık bölgeler Güneş’ten gelen ışığın kırmızı, sarı, turuncu ve kızılötesi kısımlarını emerler. Uranüs’ün mavimsi-yeşil görünmesinin sebebi budur. Uranüs’ün atmosferi çeşitli gazlardan müteşekkildir. Kütle çekiminin yanında gezegenin manyetik özelliği de atmosferin mevcudiyetini sağlamaktadır.
Uranüs atmosferinde en çok amonyak (NH3) ve metan (CH4) bulunur. Kuşaklar hâlinde atmosferi kaplayan gazların miktarı Jupiter’dekinden fazla, Satürn’ünkünden ise azdır. ABD’de Arizona ve Pasedena (Kaliforniya)da yapılan çeşitli rasatlar -200°C’lik yüzey hararetinin amonyağın donmasına sebep olduğunu ve böylece atmosferde en çok bulunan gaz olarak metanın geriye kaldığını ortaya çıkardı. Güneş sistemini meydana getiren gezegenlerin ortak özellikleri gözönüne alınarak yapılan tahminlere göre Uranüs’te büyük miktarlarda hafif elementler (hidrojen, helyum gibi) bulunduğu zannedilmektedir. Ancak hidrojen hâriç diğer elementler hakkında tahminden ileriye gidilememiştir. Çeşitli bilginlerin yaptığı araştırmalar ve uyduların verdiği bilgiler, Uranüs’te hidrojen-karbon nispetinin 70/1 olduğunu ispatladı. Helyum/Hidrojen oranı ise 3/1 olarak bulundu.
Gezegen yüzeyinden 18 km yükseğe kadar çıkan atmosferdeki gazların yüzeye iki atm. (Dünyâ’dakinin iki katı)lik bir basınç yaptığı da yine son araştırmalar neticesinde keşfedildi. 1894’ten 1932’ye kadar Uranüs üzerinde rasatlar yapan W. Becker gezegeninin parlaklığının 8,4 senelik peryotlar hâlinde azalıp-çoğaldığını tespit etti. 1936-1947 arasında aynı konu üzerinde çalışan J. Ashbrook da böyle sekiz senelik bir parlaklık değişikliğinden bahsetti. Gezegenin yörüngesinin dünyâya yakınlaşıp uzaklaşmasıyla ilgili bu konu üzerinde fotoelektrikî rasatlar yapan Giclas ise parlaklık değişikliğinin olmadığını iddia etti.
Böylece Uranüs yörüngesinin kesin şekli ve Uranüs-Dünyâ arası mesâfenin azalıp azalmadığı konusu karanlıkta kaldı. Uranüs’ün günümüze kadar tespit edilmiş önemli diğer bir özelliği de eksenin eğikliğidir. Eksen meylinin 8° olması, yâni yörünge düzlemiyle eksenin 82°lik bir açı yapması gezegenin bir varil gibi görünmesine sebep olur. Aynı zamanda iki mevsim meydana gelir ve bir mevsim 20 sene sürer. Bu durum dönüş özelliğine de bağlı olarak gezegenin her bir bölümünün 20 sene karanlıkta kalmasına sebep olur. Aydınlık mevsimi de yine 20 sene sürer. Gezegenin aydınlık tarafında -200°C’nin altında olan harâretin, karanlık kısımda bunun çok altına düştüğü tahmin edilmektedir.
0 Yorum:
Yorum Gönder